CUMHURİYETİN İLANI VE İZMİR KUTLAMALARI
Hazırlayan:Sabri Yetkin Fikret Yılmaz

 

Değerli hemşehrilerim,

Bilindiği üzere kentimiz, 15 Mayıs 1919'dan 9 Eylül 1922'ye kadar işgal altında kalmış ve İzmir'in işgalden kurtarılması, Bağımsızlık Savaşı'nın sonunu da ifade eden hedefin sembolü olarak algılanmıştı. Savaşın başlangıcı ile İzmir'in kurtuluşu arasında geçen işgal yılları İzmirliler için çok zor geçen zamanlardı. 1919-1922 yılları arasında her geçen gün, umutla beklenen bir kurtuluş günüydü. Üç yıldan fazla süren bu umutlu bekleyiş sonrasında İzmirlilerin, işgal edilişlerini eli kolu bağlı bir şekilde seyreden İstanbul hükümeti yerine, birlikte mücadele ettikleri ve kurtuluşlarını sağlayan Ankara hükümetine güvenmeleri, ondan yana tavır almaları doğal bir davranıştı. Söz konusu tavır, Cumhuriyet'in ilanı sırasında açıkça kendisini göstermektedir. Cumhuriyet'in ilanı İzmir'de duyulur duyulmaz, halk kendi isteğiyle bir araya gelmiş ve daha bayram olarak kabul edilmeden önce Cumhuriyet'i kutlamaya başlamıştı. Bu heyecan, her 29 Ekim'de artarak devam etmiştir.

Kutlamaları özel kanunla gerçekleştirilen Onuncu Yıl'da ise İzmir, başkent Ankara'dan sonra en canlı kutlamaların yaşandığı kent olmuştur. Onuncu Yıl kutlamaları, yanmış ve harabeye dönmüş olan kentin imarı açısından da ayrı bir özellik taşımakta idi. Yangın yerinde 1932 yılında yapılan ve Atatürk anıtı yerleştirilerek açılışı gerçekleştirilen Cumhuriyet Meydanı, Onuncu Yıl'ın görkemli kutlamalarına ev sahipliği yapmıştı. Bilindiği üzere Cumhuriyet Meydanı, içinde bulunduğumuz yıl yeniden düzenlendi. Defalarca Cumhuriyet kutlamalarının yapıldığı Meydan'ın yeni görünümüyle hizmete girdiği bu günde, İzmir'deki Cumhuriyet Bayramı kutlamalarının ilk örneklerini ve Onuncu Yıl kutlamalarını bir anı kitabıyla hatırlamanın anlamlı olacağını düşündük. Bu anı kitabı aracılığıyla bütün İzmirlilerin Cumhuriyet Bayramı'nı kutlar ve daha nice bayramlar yaşamalarını dilerim.


Ahmet Piriştina
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı


GİRİŞ
Türkiye'de kabul edilmiş ve kutlanan milli bayramlar içerisinde hiç kuşkusuz en ayrıcalıklı yere Cumhuriyet Bayramı sahiptir. Cumhuriyet Bayramı sıradan bir kutlamanın değil, kazanılan bir askeri zaferin ardından ülkenin geleceğini doğrudan etkileyen rejim değişikliğinin yıl dönümü, yani büyük bir dönüşümün anıldığı gün olması nedeniyle önemli ve ayrıcalıklıdır. Bu önemli günün ilanı ve daha sonraki yıllarda yaşanan kutlamaların İzmir'deki görüntüsü, İzmirlilerin bu olaya yaklaşımları ve kutlamalara katılımları, bir anlamda kentin yeni rejim karşısındaki tutumunu da sergilemektedir. Bu nedenle Cumhuriyet'in ilk yıllarına ilişkin kutlamaları hatırlamak ve yeni bir yıldönümünde hafıza tazelemek ilginç olabilir düşüncesiyle, ilk kutlamalara ait bilgileri derlemeye çalıştık.
İzmir'deki milli bayram kutlamalarına ilişkin yazılı malzeme yerel basında bulunmaktadır. Bu anı kitabı, İzmir'de 1923-1933 yılları arasında yayınlanmış eski ve yeni harfli gazetelerin ilgili sayfalarından seçilmiştir.
Derlenen haberlere bakıldığında, İzmir'de Cumhuriyet'in ilan edildiği duyulur duyulmaz halkın şenlikler düzenlemesi ve hemen o gece organize edilmemiş bir kutlamanın kendiliğinden yaşanması, İzmir halkının yeni rejimin ilanı karşısında gösterdiği anlamlı ve olumlu bir tepki olarak dikkat çekmektedir. Aynı heyecan ve coşku, sonraki yıllarda da izlenebilmektedir. Ankara'dan sonra en coşkulu kutlamaların yapıldığı yerlerin başında İzmir gelmektedir. İzmir'de; saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyet'in ilanına karşı İstanbul'da var olan muhalefetten söz etmek mümkün değildir. Cumhuriyet'in kanunla kutlanmasından hem önce hem de sonra İzmirliler her yıl artan bir coşkuyla bayrama katılmışlardır. Hele Onuncu Yıl kutlamaları İzmir'de kelimenin tam anlamıyla Ankara ile yarışır bir biçimde gerçekleştirilmiştir.
Bilindiği üzere 1933 yılı Cumhuriyet'in ilanının onuncu yıl dönümüydü ve artık devrim süreci tamamlanmış, sistem oturmuştu. Bu yüzden 1933 kutlamaları daha önceki bayramlardan farklı olmalıydı. 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, çok özel bir biçimde hazırlanmış ve kutlamaların nasıl yapılacağı resmi olarak tespit edilmişti. Hatta kutlamalar için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kanun çıkartılmış ve kurulan düzenleme komisyonlarıyla kutlama programları yönlendirilmişti. Kitapta görüleceği gibi Onuncu Yıl kutlamaları İzmir'de çok önemsenmiş ve bayram üç gün sürmüştür. O yıllarda Türkiye'nin en önemli müttefiki ve dostu olan Sovyetler Birliği heyetinin Ankara'daki kutlamalardan sonra İzmir'e de gelmeleri, bayrama farklı bir anlam katmıştır.
İzmir'de Cumhuriyet Bayramı'nın 79. yılını kutlarken, bu anı kitabının geçmiş kutlamaları hatırlamamıza, Cumhuriyet Bayramı'nın anlamını kavramamıza katkı sağlamasını dileriz.

İzmir, 21 Ekim 2002
Dr. Sabri Yetkin - Dr. Fikret Yılmaz

CUMHURİYET'İN İLANINA GİDEN YOL
23 Nisan 1920'de açılan I. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Bağımsızlık Savaşı'nın kazanılmasında önemli bir tarihsel rol oynamış, böylece görevini tamamlamış ve 1923 yılında yeni bir seçime gidilmesi zorunluluk halini almıştı. I. Meclis, seçimin yenilenmesi kararı vererek dağıldıktan sonra, Mustafa Kemal Paşa, Meclis toplanıncaya kadar yeni bir anayasa tasarısı hazırlatmaya başlamıştı. Yapılan seçimlerle Meclis yenilenmiş ve 11 Ağustos 1923'de II. Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyete geçmiş, 13 Ağustos'ta Mustafa Kemal Paşa, Meclis Başkanlığına seçilmiş ve Fethi Okyar Bey başkanlığında yeni hükümet kurulmuş ve Meclis, 24 Ağustos'ta Lozan Antlaşmasını onayladıktan sonra, anayasa çalışmalarını hızlandırmıştı, çünkü ortada ciddi bir sorun vardı ve Türkiye'nin idare biçimi kesinleşmiş değildi.
Mustafa Kemal, bu sorunu giderme yolunda çalışmalar yapıyor ve hem Türkiye'ye hem de uluslararası platforma mesaj vermeye gayret ediyordu. Nitekim bu doğrultuda 22 Eylül 1923 tarihinde, merkezi Viyana'da bulunan Neue Freie Presse gazetesinin Ankara muhabiri Mösyö Lazar'a çok önemli bir beyanat vermiş ve bu beyanatta anayasada yapılacak tadilatı, Ankara'nın başkent olacağını anlatmış ve "Cumhuriyet" kelimesini açıkça ifade etmişti. Bu beyanatın, gerek ülke içinde gerekse ülke dışında büyük yankıları oluştu.

5 Ekim 1923'de Mustafa Kemal'in başkanlığında toplanan Halk Fırkası büyük divanında, anayasada yapılacak tadilatın esasları tartışılmış ve bunun için bir "İhtisas Komisyonu" seçilerek çalışmalara başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa, komisyonun çalışmalarını yakından takip ediyor,çoğunlukla başkanlık ediyordu.
Cumhuriyet'in ilanına yönelik ilk adım, 9 Ekim 1923'de atılmış, Gazinin emriyle İsmet Paşa ve on dört arkadaşı, başkent sorununu Meclise getirmişler, "Türkiye devletinin merkezi Ankara'dır" ifadesini içeren kanun teklifini genel kurulun gündemine aldırmışlardı. Kanun teklifi, 13 Ekim 1923'de kolaylıkla kabul edildi ve Ankara Türkiye'nin başkenti oldu.
Bu arada Fethi Bey başkanlığındaki hükümetinin sıkıntıları vardı ve hükümet güçlü değildi, muhalif milletvekilleri her fırsatta hükümeti hırpalıyorlar ve hükümet, mecliste çok müşkül durumlara düşüyordu. Hükümet, savaş sonrasının en can alıcı konularından birisi olan iskan, imar ve mübadele konularında iyice yıpratılıyordu. Özellikle savaştan en çok darbe alan yer olan İzmir'in milletvekilleri, Meclisi etkiliyor, hükümetin tekliflerini reddettiriyor, kendi istekleri çerçevesinde kararlar aldırtıyorlardı. Böylesi gelişmeler hükümeti acze düşürüyor ve bakanlık için gösterdiği adaylar seçilemiyordu. Bunun en önemli nedeni, bakanların Meclis tarafından seçilmesi yöntemi olup, henüz kabine usulüne geçilmemiş olmasıydı. Fethi Bey, bu durumdan şikayetçiydi ve Mustafa Kemal'e başvurarak istifa etmek istediğini bildirmişti. Mustafa Kemal de durumun çoktan beridir farkındaydı ve uygun bir zamanı bekliyordu. Son gelişmeler, uygun zamanın geldiğini gösteriyordu. 25-26 Ekimde Bakanlar Kurulunu Çankaya Köşküne davet eden Mustafa Kemal, Fevzi Paşa'nın reislik yaptığı Erkan-ı Harbiye Vekaleti dışında, Bakanlar Kurulu'nun istifasını istedi. Bakanlar Kurulu'nun istifanamesi, 27 Ekim akşamı Meclis genel kuruluna sunuldu.
İZMİR BASINI VE CUMHURİYET
Meclise sunulan istifayı, 29 Ekim 1923 tarihinde İzmir'de yayınlanan Ahenk gazetesi, aşağıdaki başlık ve haberle duyururken, farkında olmadan Cumhuriyet'in ilan edileceğini de belirtiyordu: "Millet meclisinin dünkü toplantısında bakanların tamamı istifa etti. İstifa, mecliste kabineye güvensizlik gösterilmiş olmasından doğmuştur. Yeni vekiller bugün -Pazartesi- seçilecektir. İsmet Paşa'nın başkanlığı muhtemeldir." İstifa üzerine 28 Ekim'de toplanan Halk Fırkası yönetim kurulu, kurulacak yeni hükümet üzerinde çalışmaya başlamıştı. Toplantıya katılan Mustafa Kemal, kendisine taslak olarak sunulan bakanlar kurulu listesinin kesinleştirilmesi talimatını verdikten sonra, silah arkadaşları Kemalettin Sami, Halit, İsmet ve Kazım (Özalp) Paşalar ile Fethi, Ruşen Eşref ve Fuat Beyleri Çankaya Köşkü'ne yemeğe davet etti. Mustafa Kemal, yemek sırasındaki konuşmalar sırasında "yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz" diyerek, Türkiye Devleti'nin kurulacak rejim biçimini açıkladı ve arkadaşlarına bazı görevler verdi. O gece, İsmet Paşa dışındaki konuklar, Çankaya Köşkü'nden erken ayrılmışlardı ve yalnız kalan iki arkadaş, 1921 anayasasının bazı maddelerini değiştirecek bir kanun layihası müsveddesi hazırlamışlardı ve anayasanın birinci maddesinin sonuna "Türkiye Devleti'nin hükümet şekli Cumhuriyettir" cümlesi ilave edilmiş, ayrıca anayasanın 3, 8 ve 9. maddelerinde bazı değişikliklere gidilmişti. Kanun tasarısı, 29 Ekim tarihinde toplanan Halk Fırkası grubunda görüşüldükten sonra, Meclise havale edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 18.40'da tarihi kararını vermek üzere açıldı ve kanun tasarısı gündeme alındı. Konu hakkında söz alan Yunus Nadi ve Rasih Beyler'in konuşmalarından sonra, saat 20.30'da "Yaşasın Cumhuriyet" tezahüratı ile Türkiye'de Cumhuriyet ilan edilmiş ve Mustafa Kemal Paşa da Cumhurbaşkanlığına seçilmiş bulunuyordu. Mustafa Kemal Paşa oylamalar sonrasında kürsüye gelerek bir hitabede bulunmuştu ve bu hitabeyi Türkiye basını aynen yayınlanmıştır. Bu önemli hitabe, dönemin İzmir gazetelerinden olan Ahenk'in, 31 Ekim 1923 tarihli nüshasında da yer almaktadır:
AHENK, 31 Teşrinievvel 1339 (1923)
Millet Meclisi Dünkü İçtimaında Cumhuriyeti Kabul ve İlan Etti. Gazi Mustafa Kemal Paşa mevcut [158] rey ile Reisicumhur intihap olundu. Cumhuriyet, hakimiyetin bila kayd-ü şart millette olması esasına müstenittir. İsmet Paşa yeni Reisicumhur tarafından kabine teşkiline memur edilecektir.
Fırkada Cereyan Eden Müzakerat. İcra vekilleri heyetinin istifasından sonra fırkada cereyan eden müzakerat çok hararetli bir surette devam eylemiştir. Müzakerat bidayeten [başlangıç] vekaletlere gösterilecek yeni namzetler [aday] üzerinde başlamış ve tedricen münakaşat şekline inkılab eylemiş ve neticede çoktan beri mevcut olan Cumhuriyet meselesine varılmıştır. Ve efkar bu mesele üzerinde toplanmıştır. Mebusların birçokları eski usule nihayet verilmesi hakkında hararetli beyanatta bulunmuşlardır.
Cumhuriyetin Meclis-i Millide Kabulü. Bundan evvelki telgrafımda fırkada cereyan eden müzakeratı bildirmiştim. Dün gece Millet Meclisi Heyet-i Umumiyesinde [Genel Kurul] tezekkür edilmiştir. Geç vakte kadar devam eden müzakerat neticesinde Millet Meclisi Cumhuriyeti kabul eylemiştir.
Gazi Mustafa Kemal Paşa Reisicumhur. (Dersaadet 30 Teşrinievvel) -Şimdi gece saat üç- Selimiye'den yüz bir pare top atılmağa başlandı. Cumhuriyet bu suretle ilan ediliyor. Bittabi İzmiriniz'de de aynı suretle ilan olunmaktadır.
Reisicumhur, Hem Meclise Hem Kabineye Riyaset Edebilir. Bu sabah Cumhuriyet hakkında Ankara'dan şu malumat veriliyor. Mecliste kabul edilen Cumhuriyet, hakimiyetin bila kayd-ü şart millette olması esasına müstenittir. Reisicumhur aynı zamanda Meclisin ve kabinenin Reisidir. Bu babta mufassal malumat vürudunda [geldiğinde] ayrıca bildirilir.
İsmet Paşa Kabineye Reis Oluyor. Dünkü telgraflarında kabine riyasetine Rauf, Yusuf Kemal beylerle, Ali Fuat, Fevzi, İsmet, Kazım Karabekir Paşalar'ın namzet olduklarını ve bunlardan Ali Fuat Paşa'nın en kuvvetli namzet olduğunu bildirmiştim. Varit [Gelen] olan son haberlere göre bugün yeni ve ilk Reisicumhur tarafından kabine teşkiline İsmet Paşa memur edilecektir. İsmet Paşa arkadaşlarını Meclis azasından seçecek ve Meclise arz edecektir.
Müdafaa-yı Milliye Vekaletinin Resmi Tebliği. Cumhuriyetin kabulüne ve Gazi Paşa'nın Reisicumhur intihap olunduğuna dair Müdafaa-yı Milliye vekaleti vekili Kazım Paşa'dan Mevkii Müstahkem Kumandanlığına atideki resmi telgraf-name varit olmuştur.
İzmir Mevkii Müstahkem Kumandanlığına. Türkiye Büyük Millet Meclisi Heyet-i Umumiyesince bugünkü yirmi dokuz Teşrinievvel [Ekim] Pazartesi günü öğleden sonra saat sekizde kabul edilen kanun mucibince Türkiye Devleti şekl-i Hükümetinin Cumhuriyet olduğu müttefiken [birlikte] takarrür [karar] etmiştir. Ve Riyaset-i Cumhura Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri intihap olunmuştur. Bu hadise-i mesudenin bütün vatan ve millet için mucib-i füyuzat [verimlilik] olmasını temenni eder ve iş bu telgraf-namenin vusulü atide bilumum kolordu ve fırka merkezleriyle topçu kıtaatının bulunduğu mevaki-i askeriyeden ve kıla [kaleler] ve mevaki-i müstahkeme ve sefain-i harbiyeden [savaş gemileri] yüz birer pare top endahtı [atma] Meclis-i Alinin [Yüce Meclis] karar-ı mahsusuna tevfikan tebliğ ve işarını rica ederim.
29-10-39
Müdafaa-yı Milliye Vekaleti Vekili: Kazım

"İlk Reisicumhurumuz Gazi Paşanın Nutku:
Muhterem arkadaşlar: mühim cihanşümul [dünya çapında] hadisat-ı fevkalade [olağanüstü olaylar] karşısında muhterem milletimizin teyakkuz ve intibah-ı [dikkat ve uyanıklığına] hakikisine bir vesika-ı kıymetdar [değerli bir belge] olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu bazı maddelerini tavzih [açıklama] için encümen-i mahsus[özel komisyon] tarafından heyet-i celilenize teklif olunan kanun layihasının kabulü münasebetiyle yeni Türkiye Devleti'nin zaten cihanca malum olması lazım gelen mahiyeti [içeriği] beynelmilel maruf unvanıyla yad edildi. Bunu icab-ı tabiisi olmak üzere bugüne kadar doğrudan doğruya meclisimiz riyasetinde bulundurduğunuz arkadaşınıza ifa ettirdiğiniz vazifeyi Reisicumhur unvanıyla yine aynı arkadaşınıza, bu aciz arkadaşınıza tevcih buyurdunuz.
Bu münasebetle şimdiye kadar mükerreren hakkımda izhar buyurduğunuz muhabbet, samimiyet ve itimadı bir defa daha göstermekle yüksek kadirşinaslığınızı ispat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı heyet-i celilenize bütün samimiyet-i ruhiyemle arz-ı şükran ederim. Asırlardan beri şarkta mağdur, mazlum olan milletimiz, Türk milleti, hakikatte meftur[yaratılmış] olduğu hasailden [özellikler] muarra [soyulmuş]ediliyordu. Son senelerde milletimizin fiilen gösterdiği kabiliyet, istidat-ı idrak kendi hakkında su-i zanda bulunanların ne kadar gafil ve ne kadar tedkikden uzak zevahir-perest insanlar olduğunu pek güzel ispat ediyor. Milletimiz haiz olduğu evsaf [nitelikler] yeni hükümetin yeni ismiyle cihan medeniyetine çok suhuletle [kolaylıkla] izhara muvaffak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti cihanda işgal ettiği mevkiye layık olduğunu asarıyla ispat edecektir.
Arkadaşlar! Bu müessese-i aliyeyi [yüce] vücuda getiren Türk Milletinin son dört sene zarfında ihraz ettiği zafer bundan sonra da birkaç misli olmak üzere tecelliyatını [belirtilerini] gösterecektir. Acizleri mazhar olduğum bu emin ve itimada bihakkin [hakkıyla] kesb-i liyakat etmek için pek mühim gördüğüm bir noktadaki ihtiyacı arz etmek mecburiyetindeyim. O ihtiyaç heyet-i milliyenizin şahsım hakkımdaki teveccüh ve itimadının tezahürünün devamıdır. Ancak bu sayede ve Allahın inayetiyle şahsıma tevcih buyurduğunuz ve buyuracağınız vazifeyi hüsn-ü ifaya muvaffak olacağımı ümid ederim. Daima muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı surette yapışarak onların şahıslarından kendimi bir an bile müstağni görmeyerek çalışacağım. Milletin bu teveccühünü de daima nokta-i istinat telakki ederek hep beraber ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti, mesud, muvaffak ve muzaffer olacaktır."
Cumhuriyet'in ilanı, Ankara Kalesi'nden 101 pare top atışıyla tüm dünyaya duyuruluyordu ve o gece Müdafaa-yı Milliye Vekaleti, Cumhuriyet'in ilanını ve Mustafa Kemal'in Cumhurbaşkanlığına seçilmesini, telgrafla İzmir Mevkii Müstahkem Komutanlığına ayrıntılı bir biçimde bildirmiş ve İzmir'de 101 pare top atışıyla halkın haberdar edilmesi emredilmişti. 29 Ekim gece yarısı İzmir'de patlayan toplar, İzmirlilere Cumhuriyet'i duyuruyordu. Bunun üzerine İzmir halkı, 30 Ekim günü şehri süsleyerek, bir bayram havası içinde Cumhuriyet'i kutlamaya başlamıştı ve bu kutlamaları Ahenk gazetesinin 31 Ekim 1923 tarihli nüshasının aşağıdaki satırlarından öğrenmekteyiz. "Şehrimizde Tezahürat
Dün gece yarısından sonra Büyük Millet Meclisinde Cumhuriyetin kabul edildiği haberi şehrimize bildirilmiş derhal Mevkii Müstahkem Kumandanlığından alınan emir üzerine mevakii müstahkemeden yüz bir pare top endaht [atılmak] edilmek suretiyle Cumhuriyetimiz ilan ve kabul olunmuştur. Şehrimiz bu münasebetle daha sabahtan itibaren (süslenmeye) başlamış ve kuşluğa doğru her taraf donanmıştı."
İşgal ve savaş yıllarından çok çekmiş, yanmış, tükenmiş İzmir kentinde yaşayan halk, bu mesut olayın anlamını çok iyi biliyor ve geçen kötü günlerin acısını unutmak istercesine, kendiliğinden adeta bir bayram düzenleyip, şenlik içinde Cumhuriyet'in ilanını kutlamıştır ve bu kutlamayı 1 Kasım 1923 tarihli Ahenk gazetesi, aşağıdaki gibi haber yapıyordu.
"Dün gece Cumhuriyetin ilanı münasebetiyle halkımız tezahürat-ı meserret-karanede [sevinç] bulunmuştur. İşçi cemiyetleri ve muhtelif mahallat halkı önlerinde muzikalar, davulllar ve saz takımları olduğu halde gece geç vakitlere kadar şehirde dolaşmışlardır.
Hükümet ve kışla önlerine gelerek tezahüratta bulunmuşlardır. Alaylar aynı zamanda birer fener alayı mahiyetinde idi."
İzmir halkının doğaçlama olarak gerçekleştirdiği kutlamanın yanı sıra, 30 Ekim 1923 günü İzmir Valiliği'nde de resmi bir kutlama töreni gerçekleştirilmişti. Sabah askeri ve mülki erkan ile, üst düzey memurlar Vilayet Konağı'na gelerek Vali Aziz Bey'i ziyaret ederek, tebrik etmişler ve kabulde "Cumhuriyetin millet ve memleket hakkında ve hakiki bir vesile-i refah olması temenni edilmiştir." Konaktaki törene gelenler, meydanda bir bölük jandarma ve polislerden oluşan selam kıtası tarafından selamlanmış ve Valilikteki törenin ardından Aziz Bey maiyeti ile birlikte Sarı Kışlaya giderek, Kışla Kumandanına iade-i ziyarette bulunup, tebrik etmiş ve Kışla meydanında yer almış olan kıtayı selamlamıştır. Ahenk, 30 Teşrinievvel 1340 (1924)

Bugün Cumhuriyetimizin Yıldönümüdür "Ahenk" Samimiyet Ve Hürmetle Bütün
Efrad-ı Millete Arz-ı Tebrikat Eyler.

Cumhuriyetin Yıldönümü
Bugün Cumhuriyetin yıldönümüdür. Bin ızdırap, bin felaketle dolu karanlık bir devrin kapanıp yeni bir devrin açıldığı bir gündür. Asırlardan beri dahilde ve hariçte cihet cihet esen hıyanet kasırgalarına göğüs gerdikten, hayale sığmayacak kadar korkunç badirelerden hayatını kurtardıktan sonra akıbet benliğini, benliğindeki yüksek ve zevalsiz mazhariyeti idrak eden Türk Milleti son mücadelenin aydınlattığı bazı hakikatler karşısında derin derin düşünmeğe, bütün çektiklerinin esbab [sebepler] ve sevaikini yakından tetkik ve tahlil etmeğe müsait fırsatlar buldu. Bu tahlil ve tefekkür ona öğretti ki: tarihin kucağına herkesten fazla yaşamak ve yükselmek kabiliyetiyle doğduğu halde hunhar ve zulüm-kar ellerde bi-vaye [yoksun] ve sefil kalmış, müstebit ve melun pişvalar [reis-başkan] arkasında uçurumdan uçuruma sürüklenmiştir.

Tahlil ve tefekkür ona öğretti ki : asırlarca velinimet zannederek af olunmaz bir gafletle tabüd [bağlanma] ettiği, asırlarca uğruna civan-merdane kanını ve canını bezl [bol bol verme] ettiği saltanatın son haşmetpenahı ve son ahfadı için artık zeval ve intikam saati çalmış bulunmalıdır. Bu tahlil ve tefekkür [düşünce] ona öğretti ki: Harb-i Umumi ve İstiklal Harbinin hesaplarını tasfiye ettikten sonra yeni bir zihniyet ve mefkure ile, yeni bir hudut ve siyasetle yeni bir hayat ve mevcudiyetle yepyeni bir devlet halinde tarihin huzuruna çıkacak Türkiye yaşamak ve yükselmek için eski devletin kabusundan silkinip uyanmağa maziye ait sakim [yanlış] kürenin ve adetleri kırıp parçalamağa, mütereddi, münfesih ve köhne müesseselerin ezici ve uyuşturucu yükünden kurtularak terakki ve istikbal yolunu bulmağa muhtaçtır.

Bu idrak ve intibah ile Türk Milleti uyandı, kalkındı; huruş [coşan] eden azim ve iradesini bu sefer dahildeki düşmanları tevcih etti. Ağyar [başkaları] eliyle açılmış yarasından sızan kanlar henüz dinmeden yar eliyle sinesine yeni bir ceriha açılması ona pek ağır gelmişti. Binaenaleyh ilk işi, kadid [iskelet] olmuş vücudu üstünde kanlı elleriyle hâlâ ihtişam ve tantana arayan tac ve tahtı yıkıp tarumar [dağılma] etmek ve onun yerinde kendi hakimiyet tahtını kurmak oldu. Sonra, bu esası ihtiva eden yegane şekl-i hükümet olmak üzere Cumhuriyeti kabul ederek kara gün dostu büyük halaskarını [kurtarıcı] Reisicumhur ilan eyledi. Yümn [uğur] ve saadetle ebediyen bekasını an-samim [samimiyetten] temenni eylediğimiz o gün geçen senenin bu günüdür. Lakin iş bu kadarla bitmiş olmuyor. Senelerden beri ittifak ederek milletin kanını ve kuvvetini emen, vatanı zaaf ve harabiye götüren maddi ve manevi düşmanlar o kadar çok, o kadar müstevlidir ki, bunları birer birer mağlup ve münhezim [hezimete uğratma] etmek için uzun ve yorucu bir mücahede [uğraşma] lazım geliyor. Cumhuriyet teceddüd [yenileşme] ve tekamülün [olgunlaşma] bir remzidir [işaret]. Onu kabul etmek ne kadar say [çalışma] ve sebata tevakkuf ederse etsin, ne kadar ağır ve üzüntülü olursa olsun teceddüd ve tekamül yoluna bizzat dahil olmak demektir. Asırlarca saltanat kölesi olarak mahkum bir ömür yaşayan millet bugün Cumhuriyetin efendiliğine layık olduğunu ispat etmeğe hem mecbur hem de muhtaçtır. Aksi takdirde hükümetin isminden başka hiçbir şey değişmiş olmayacak, ilmi, içtimai, iktisadi ve idari hiçbir tekamüle vasıl olunamayacaktır. Cumhuriyet kelimesinin ifade ettiği hareket ve zihniyetten nasibimizi, feyz ve refatımızı [yükseklik] refah ve saadetimizi yalnız Cumhuriyet isminden beklersek çok aldanırız. Cumhuriyet bize terakki yolunu gösteren bir meşaledir. Gözlerimizde onun nurundan istifade edecek bir rüyet, bacaklarımızda onun çetin yolculuğuna takat getirecek bir kudret yoksa eyvah bize!

H. T. N.

CUMHURİYET'İN ULUSAL BAYRAM OLARAK KABULÜ
Cumhuriyet'in kabul ve ilanı hiç şüphesiz, Türkiye'nin geçirdiği tarihsel sürecin büyük bir kırılma noktasına işaret ediyor. Ömrü yüzlerce yıl süren ve tarihin tanıdığı en büyük imparatorluklardan birisinin, 1923 yılında geriye kalan bölümünü vatan kabul eden kurtarıcılarının siyasal projesine bağlı olarak, Türkiye artık bir ulus devlet olacağını bu kararla kabul ediyordu. Karar önemliydi çünkü o günlere kadar "padişahım çok yaşa" diye bağıran insanlar "yaşasın Cumhuriyet" sloganını haykırmaya başlayacaklardı. Bu iki sloganın veciz bir şekilde ifade ettiği gibi, birbirinden ak ve kara kadar farklı rejimlerden cumhuriyetin, monarşinin yerine geçmesi sürecinde bayramlar, topluma yeni rejimin duyurulması onun benimsenmesi açısından da işlevliydi. O günlerin teknolojik imkanları düşünüldüğünde, radyosu bile olmayan bir iktidarın bunu topluma nasıl anlatacağını düşünmek sorunun boyutlarını kavramaya yardımcı olabilir. İşte bu noktada tören, ritüel ve seremonilerin işlevi kendiliğinden öne çıkmaktadır. Cumhuriyet'i kabul ve ilan eden kadrolar, bu tür kutlamaların işlevini bildiklerinden daha savaş yıllarında bile milli bir gün ilan etmek ve bunun halkın katılımıyla kutlanmasını sağlamak istemişlerdi. Fakat bu hem seçilen günler üzerinde kesin bir uzlaşma olmamasından, hem de savaş yıllarında kutlamaların anlamlı bulunmamasından dolayı, ısrarla takip edilen bir konu niteliği kazanamadı. Savaş yıllarındaki söz konusu girişimler de dikkate alınırsa, yaşanan dönüşüm süreci daha kolay kavranabilir.
Bu girişimlerden ilki, daha Büyük Millet Meclisi'nin açılışının yıl dönümünde 23 Nisan 1921 tarihinde gerçekleşir. Bu tarihte birinci meclisin 24. toplantısının ilk oturumunda Saruhan (Manisa) milletvekili Refik Şevket (İnce) ve arkadaşları Millet Meclisi'nin açılış günü olan 23 Nisan'ın ulusal bayram ilan edilmesine ilişkin bir kanun teklifi verdikleri biliniyor. Kanun teklifi üzerinde mecliste cereyan eden tartışmalar içten içe veya örtülü bir şekilde rejim tartışması niteliği sergilemektedir. Çünkü birinci mecliste teklifi verenler birinci grup, karşı çıkanlar ise ikinci grup olarak adlandırılan taraflara mensuptu. Bu çekişmeler, ikinci grubun tasfiyesine kadar devam edecektir. Milli bayram kanunu için verilen teklife ikinci gruptan yapılan itirazların temel argümanları düşünüldüğünde, bir konu öne çıkmaktadır. Şer'iye ve Evkaf Vekili Vehbi Efendi'nin itiraz gerekçesinde olduğu gibi, dinsel temalı bir kutlama isteği görülmektedir. Vehbi Efendi özetle şöyle diyordu: "Efendiler, bu gibi bayramlar milletin kalbinden doğar. Görünüşte kutlamalarla bayram olmaz. Ve sadece görünüşteki kutlamalarla milletin manevi kuvvetini güçlendirmek, takviye etmek istersek, bu yol arızidir. Bunlarla takviye olunmaz rica ederim. İçinizde bir tane Hıristiyan yoktur. Ezan-ı Muhammedi okunuyor da kesinlikle özen göstermiyoruz. Eğer milletin manevi gücünü arttırmak, inancını yükseltmek istersek, milleti inanç açısından yükseltmenin çaresine bakalım." Tahmin edileceği üzere milli bayram tartışmaları bu konuşma üzerine din yandaşlığı ve karşıtlığı eksenine oturtulmuştur. Bu açıdan Kırşehir milletvekili Yahya Galip Bey, Vehbi Efendi'nin konuşmasından sonra ikinci grup mensuplarına dönerek "sizleri buraya gönderen İngilizlerdi" diyecek ve şöyle devam ederek şiddetle itiraz edecekti: "bey efendiler, ne zaman böyle bir milli gün olsa, memleketin mutlu ve sevinçli bir günü olsa, hemen bunun içine İslam'ı sokarlar. Bizim isteğimiz de İslam ahlakının tam olarak gerçekleşmesidir. Eğer (mecliste) bu konuda noksan hareket eden varsa dinin gerektirdiği yol çerçevesinde bunlar da terbiye edilsin. Buna rağmen her gün, her fırsattan yararlanarak temcit pilavı gibi bunları söylemekten ne çıkar? Ben anlayamıyorum."
Bu sert cevap üzerine ikinci gruptan Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey havayı yumuşatan bir konuşma yapar ve sonuçta orta yol, dinsel temalı bir açıklamayla bulunur. Kırşehir milletvekili ve aslen bir din adamı olan Müfid Bey, Kuran-ı Kerimden yaptığı alıntılarla dinen bu konunun mümkün olduğunu beyan eder. 23 Nisan gününün Müslümanlar için güzel bir başlangıç olduğunu belirterek, bu günün milli bayram olması lazım geldiğini söylediği konuşmasını "işte (bu nedenle) İslam'ın milli bayramı olan bu günü kutsamalı ve her bayramdan daha muhterem olarak kabul etmeliyiz" cümlesiyle bitirir. Konuşma şiddetli alkışlar altında oylanır ve oy çokluğuyla 23 Nisan milli bayram olarak kabul edilir.
23 Nisan gününün milli bayram olarak kutlanması çok uzun sürmez. 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatın kaldırılmasından sonra da bu tarih Milli Hakimiyet Bayramı ilan edilmiştir. Ancak 1 Kasım 1922 tarihinin Hakimiyet-i Milliye Bayramı olarak kutlanması da kısa sürecek ve onun yerini Cumhuriyet'in ilan günü alacaktır. 29 Ekim 1923 tarihinde kabul ve ilan edilen yeni rejimin 1924'deki yıl dönümü için bakanlar kurulu tarafından alınan bir kararla o yılki kutlamalar gerçekleştirilmiştir. En sonunda 19 Nisan 1925 tarihinde meclisin 106. toplantısının birinci oturumunda bakanlar kurulu teklifi olarak sunulan yasanın kabul edilmesiyle birlikte, 29 Ekim gününün Cumhuriyet Bayramı olarak kutlanması kanunlaşmıştır. Kanunun kabul edildiği oturumda dile getirilenler aydınlatıcıdır. Kanun gerekçesi "uygar ulusların tek bir günü ulusal bayram olarak kabul ettikleri ve başka ulusal ve dinsel bayramlar bulunsa bile ancak o gün ulusal törenler yapıldığı" sözleriyle belirtilmektedir. Bu arada Fransa'nın 14 Temmuz, ABD.'nin 24 Temmuz günleri örnek olarak verilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti için 23 Nisan veya 1 Kasım günleri yerine devrimin tamamlandığı 29 Ekim gününün ulusal bayram ilan edilmesinin daha uygun olacağı vurgulanmıştır. Kanun metninde bu durum "Türkiye dahil ve haricinde devlet adına yapılacak milli bayram merasiminin Cumhuriyetin ilan edildiği 29 Ekim günü icra edilecektir" sözleriyle belirtilmiştir.
Törenlerin şekli, adı ve niteliğinin siyasal rejimlerin özellikleriyle doğrudan ilgili olduğu ve rejimleri yansıtan araçlar olduğu gerçeği, yeni Türkiye'nin kuruluş yıllarındaki tartışmalara hakim olmuş görünmektedir. Hangi günün ulusal gün ilan edileceği ve bunun şeklinin ne olacağı üzerinde yapılan tartışmalar aynı zamanda bir rejim tartışmasını iletmektedir. Bayramlar ve törenler ulusal devletlerin meşruiyet araçları olarak işlevlidir. Adeta halk bu kutlamalar sırasında alanlarda rejime bağlılıklarını göstermektedir. Bütün bunların yanında 29 Ekim örneğinde görüldüğü üzere, ulusal kurtuluş ve egemenliğin devri ile ilişkisi nedeniyle ortak bir coşkunun kamusallaşması da söz konusudur.

CUMHURİYET'İN I. YILDÖNÜMÜ KUTLAMALARI
Belirtildiği üzere Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 gecesi kabul edilmiş ve Cumhuriyet'in ilanı gece yarısı bütün memlekette 101 pare top atışıyla duyurulmuştu. Bu yüzden bazı çevrelerde, Cumhuriyet'in ilanı tarihinde bir belirsizlik ortaya çıkmış ve tartışma yaşanmaya başlamış, özellikle Cumhuriyet'in ilanının 1 Kasım olarak kabul görülmesi yolunda bir eğilim oluşmuştu. Bu tartışmaların yaşanması nedeniyle, Müdafaa-yı Milliye Vekaleti durumun netleşmesi için bir karar alınmasını istemişti. Vekaletin uyarısı üzerine Bakanlar Kurulu, 26 Ekim 1924 günkü toplantısında Cumhuriyet'in ilanı tarihinin 29 Ekim olduğunu karar altına alarak, her sene Cumhuriyet'in ilanı gününe denk gelen 29 Ekim tarihlerinde 101 pare top atılmasını ve düzenlenecek özel törenlerle Cumhuriyet'in ilanının kutlanmasını kabul etmiştir. 29 Ekim 1924 Çarşamba günü İzmir'de düzenlenecek bayram töreninin programı Anadolu gazetesi aracılığıyla İzmirlilere duyurulmuştu. Buna göre resmi tören, sabah dokuz buçukta Vilayette başlayacak ve on bir buçuğa kadar askeri ve mülki erkan, bütün memurlar, halk temsilcileri ve kent protokolünde yer alan zevat Valilikte kabul edilecekti.
Asıl tören Belediye tarafından Asıl tören Belediye tarafından düzenleniyordu ve bu tören de sabah on birde Hükümet Meydanı'nda başlayacak, bütün okulların öğrenci ve öğretmenleri, İzmir'deki cemiyetlerin temsilcileri ve halk burada hazır bulunacaklardı. Meydanda toplanan tören alayına Hamit Şevket Bey bir söylev verdikten sonra, tören alayında bulunanlar Sarı Kışla'yı selamladıktan sonra, Beden Eğitimi öğretmeni Nuri Bey'in idaresinde düzenlenmiş program gereğince şehirde dolaşacaklardı.
Bayram nedeniyle İzmir'deki bütün dükkanlar ve evler açık olacak ve tamamı süslenecekti. Öğleden sonra saat iki ile üç arasında Belediyede kabul töreni gerçekleştirildikten sonra, gece düzenlenecek mahalli eğlencelerle Cumhuriyet'in ilanı şenlikli bir biçimde kutlanırken, Belediye tarafından Kışla meydanında havai fişekler atılacaktı.
30 Ekim 1924 tarihli Anadolu gazetesi, gerçekleştirilen kutlamaların haberini veriyordu ve haberde; törenlerin sabah çok erken başlayıp, sevinç hareketlerinin İzmir'i baştan başa istila edip, sokakların geçilmez bir hal aldığını, Hükümet Meydanı'nda binlerce halkın toplandığını, burada Hamit Şevket Bey'in söylev verdiğini ve devamındaki törenlerin nasıl gerçekleştirildiğini okumaktayız.
1925 YILI CUMHURİYET KUTLAMALARI
Cumhuriyet'in ilanının ikinci yıl dönümü olan 1925 yılı kutlamaları, 1924 yılı kutlamalarına nazaran, çok daha planlı ve geniş katılımlı olarak hazırlanmıştı ve Cumhuriyet Bayramı kutlama programı, 27 Ekim tarihli İzmir basınında Valilik ilanı olarak yayınlanıyordu.
Programa göre, tören sabah dokuzda Valilikte kabul ile başlayacaktı ve kabul töreni aşağıdaki sırayla gerçekleştirilecekti. İlk önce Milletvekilleri, daha sonra sırasıyla Askeri erkan, Belediye heyeti, Mülki ve Adli erkan, Vilayet Meclisi üyeleri, Halk Fırkası Teşkilatı, Ticaret, Ziraat Odaları ile Borsa Heyeti, Türk Ocağı, Hilal-i Ahmer, Himaye-i Etfal, İdman İttifakı, Verem Mücadele, Baro, Matbuat Cemiyeti, Tabipler ve Muallimler Birliği Cemiyetleri, Havra Heyeti ve diğer Cemiyetlerin temsilcileri, Milli Bankalar ve Şirketlerin Müdürleri, Demiryolu Kumpanyaları ve Mali Kuruluşların Direktörleri, Konsoloslar ile Papa Vekili Vali İhsan Paşa tarafından kabul edilecekti.
Saat on birde Vali Paşa, Kışlaya gidip, askeriyeye iade-i ziyaret gerçekleştirdikten sonra öğrenciler ve halk tarafından oluşturulacak tören alayının resmi geçit töreni başlayacaktı. Resmi geçidin ardından Belediye ve Halk Fırkasına iade-i ziyaret yapılacaktı.
Bayram için İzmir'deki bütün resmi daireler, mağazalar, dükkanlar, meskenler ve limandaki bütün vapurlar muntazam bayraklarla süslenecekti, ayrıca sabah Kışladan toplar atılırken, bütün fabrikalarla, limandaki gemiler düdükleriyle tezahü